doğumgünüm bugün benim..
belki başkası olsa, yaşlandığı için kutlamak istemez..
evet yaşlanıyorum..
ama içimden taşıyor mutluluğum!
attığım her adım, aldığım her nefes; beni biraz daha yaklaştırıyor mükemmelliğe...
yıllar yılı yaptığım her yatırımın parsasını topluyorum bir kaç yıldır..
beni ben yapan herkesi sevgiyle anıyorum..
yediğim her kazığı, döktüğüm her gözyaşını, tuttuğum her eli, sevdiğim sevmediğim her insanı...
ben bugün buradaysam...
etrafımdaki herkes bana hayranlıkla bakıyor ve sevgisini göstermekten çekinmiyorsa..
güveniyor ve sık sık gülümsüyorlarsa; sevildiğim kadar, sevilmememin de etkisi var bunda zamanında..
o günlerde beni sevenler kadar sevmeyenlere de teşekkürü borç bilirim.
"beni anlamıyorlar" diye üzüldüğüm insanlara da teşekkürler..
onlar beni anlamadıkça, ben yalnızlaştım..
yalnızlaştıkça, kendimle kaldım..
müzikler dinledim, romanlar okudum, bir başıma filmler izledim, parkta uzun yürüyüşler yaptım..
sergiler gezdim, konserlere gittim..
onlar kocaman bir grup halinde oldukları yerde uygun adım sayarken; ben kendimi sırtladığım gibi yukarılara taşıdım..
bugün sohbetimden keyif alan herkesin, onlara bir teşekkür borcu var sanırım :))
beni hemen her konuda söyleyecek sözü olan, entellektüel birikimli, güzel görünümlü muhteşem bir kadına çevirdiniz. o günlerde küstüğüm aynalar, bugünlerde en yakın dostlarım benim.. yüzüme bakmaya da doyamıyorum, yüzümün gerisindekilere de..
ben!
bir kadının sahip olması gereken her şeye sahibim!
bir insanın müteşekkir olması gereken her şeye müteşekkirim..
güçlüyüm; ruhum bir herkül...
kendine yetebilen, başkalarına taşabilen, içi boyundan büyük bir hatun kişiyim...
teşekkürler annem...
beni yarattığın ve ne olursa olsun yanımda durduğun için..
yüzümü gözümü siyahlara boyayıp, ergen triplerimle eve sarhoş geldiğim günlerde; grunge modasını takip edip yine de benimle aynı dili konuştuğun için..
teşekkürler kardeşim..
hayatın her dakikasında dimdik yanıma durduğun için.. her ayağım takıldığında, elimden yakaladığın; her ayağın takıldığında elimi tutup sana ablalık yapmama izin verdiğin için... hayatta hiçkimseden, senden öğrendiğim kadar çok şey öğrenmedim ben!!!
teşekkürler baba...
daha 18 yaşındayken bizi bırakıp gittiğin için...
şu hayatta ne olursa olsun yalnız olduğumuzu ve bizi koruyacak kimsemizin olmadığını bize tecrübe ettirdiğin için.. sayende birer amazon kadını olduk... ve 13 senedir, hiç kimseden medet ummadan, kendi başımızın çaresine bakmayı becerdik..
ve teşekkürler dünya..
bana; şu anda müteşekkir olduğum ve her sabah şükrederek uyanmamı sağlayan bir hayat verdiğin için..
1- asagidakilerden hangisinin ne alakasi var
a) sen telafisi olmayan en büyük hatam benim
b) sen terapisi olmayan en büyük hastam benim
c) sen teravisi olmayan en büyük hacım benim
d) hiçbiri
e) hepbiri
2- argonun izotopu 13 tanedir.neonun allotropu 8 tanedir. vedat özdemiroglu ise bir tanedir.isbu sartlar göz önünde tutulursa turnasol kagidina asit damlatirsak kagidin rengi ne iken ne ola?
a) maviyken kirmizi olur.
b) lacivertken sklamen olur.
c) yok öyle sklemem miklemem bu laboratuarda herkes sorumlu.
d) ne diyon? ne konusuyon?
e) beyler lütfen susalim.kimya nezih bir ilimdir.
3- bir genç kıza günde ortalama 27 kişi evlenme teklif etmektedir. bunların bir kısmının zaten evli olduğu düşünülürse, amaçlarının gönül eğlendirmek olduğu açıktır. normal şartlarda bir gönlün eğlenmesi 48 saat sürdüğüne göre, kızın abisinin günde ortalama 10 adam dövmesiyle bir yıl sonunda kaç bekar adam dayak yememiş olur?
a. 42 adam
b. 570 adam
c. birkaç iyi adam
d. sadece, dünyayı kurtaran adam
e. hepsi
4- a kentinden yola çıkan bir çift katli otobüs, b kentine vardığında tek katlı olmuştur. aynı anda ç kentinin f ilçesine bağlı k nahiyesinden yola çıkan bir midibüs ters yöne girerek hız sınırını geçmiş ve p ülkesine gitmiştir. her iki aracın saatte 90 kiloamper hızla yol aldığı varsayılırsa, iki aracın t şarampolünde karşılaşmaları ne zaman gerçekleşir?
a. 2001 sonbaharı
b. 2001 ikindi vakti
c. 2013 milenyumu
d. 2008 bir pazar sabahı
e. hepsi
5- birbirini birkaç kez kesen iki doğrunun arasında mutlak bir gerilim vardır ve bunları barıştırarak üçgen oluşturmak isteyen üçüncü doğrunun çabaları boşunadır. matematikte bu kurala ne denir?
a. hakinen metodu
b. prenses stephanie prensibi
c. tuğrul abi yöntemi
d. buruşma yöntemi
e. hepsinden biraz
6- bir sınıftaki 32 öğrenciden 18'i hem ingilizce hem almanca, 12'si hem fransızca hem almanca, 6'sı ise hem italyanca hem de yine italyanca ve ispanyolca bilmektedir. bazen kimin ne söylediği anlaşılamamaktadır. bir de şu var, bu sınıf hangi ülkededir ki kuzum?
a. dingiltere
b. ispiyonya
c. ithalya
d. ütopya
e. hollanda (nedir layn)
7- bir üçgenin dik kösesi o kadar uzundur ki, bu üçgen zaman zaman prizma, bazen de beşgen gibi görünmektedir. buna geometride ne denir?
a. hipoteneffüs
b. müthiş yanılsama
c. yalan
d. hipopotem
e. hepsi
8- bir göle dört bir yandan maya çalınmaktadır. o gölün sulak bir arazide yer aldığı üşünülürse ve çalınan mayaların toplam ağırlığının 340 hektogram olduğu da hesaba katılırsa gölün derinliği ne kadardır?
a. dört basketbolcu boyu
b. dört basketbolcu + bir cüce boyu
c. 40 dekametre
d. göl maya tutmaz
e. hepbiri
9- mahmut ile nedim'in yaşları toplamı 303'tür. mahmut henüz ilkokula gidenküçük bir çocuk, tosun bir yavrucak olduğuna göre nedim'in kaplumbağa olma olasılığı kaçtır?
a. 100 hektar
b. bir miktar
c. bilinmez
d. yoktur
e. hiç yoktan iyidir.
10- bir duruşma salonuna beş kapıdan tanık girmektedir. bunlardan birkısmının bir başka kapıdan çıkıp gittiği ve bir kısmının ise yalancı tanık olduğu düşünülürse kalan iki tanığın, sanığa olan uzaklıkları ne kadardır?
a. 30 dekametre
b. 815 mililitre
c. 40 haramitre
d. 102 hektomirmiç
e. hepbiri
11- sir ernest waikiki (1764-1836) iskoçyalı bir matematikçidir. bir bilim adamının keşfettiği ölçünün adi nedir?
a. pütükare
b. megakuku
c. ikilitre
d. hektokukla
e. yedi cüce
f. hepbiri
12- bir köprüden bir eşşek dört dakikada geçmektedir. köprü yıkıldığında aynı eşşek, aşağıdaki çağlayana yedi dakikada düşmektedir. eşşeğin sahibi, öldü sandığı eşşeğine iki buçuk yıl sonra bir reklam filminin çekiminde rastlamaktadır. buna göre, köprünün bağladığı iki belde aşağıdakilerden hangisidir?
a. gudikköy - şahbaz yaylası
b. gudikköy - pa ovası
c. kübikköy - şahbaz yaylası
d. titizköy - şahmat vadisi
e. hepbiri
13- bir sınavda 140 soru sorulmuştur. bu sorulardan en az 100'ünün yanıtı "c" şıkkıdır. "c" şıkkına böylesine yüklenilmesine trigonometride ne denmiştir?
a. öklitusomania
b. soruları cevat hoca hazırlamıştır.
c. ne var, nesi varmış c şıkkının
d. hadi ordan
e. yapmayın beyler, hiçbiri...
14- ahmet bir işi 9 günde bitiriyor. mehmet ise aynı işi 43 günde bitiriyor. o da yarım yamalak, tam bitmiş de sayılmaz yani. mehmet kadar sorumsuz lakayt bir adam olamaz. haaa eğlence olsun , mehmet hemen devreye girer. ama iş deyince kaçar. bu durumda ahmet ile mehmet beraber çalışırlarsa o işin akıbeti ne olur?
a ) ahmet mehmeti üçüncü gün kalasla döver.
b ) ahmet işi bırakır, yük gemisine kaçak olarak binip nikaragua'ya gider.
c ) mehmet hepimizi şaşırtıp işi 5 saatte bitirir!
d ) mehmet , ahmet'i de kendine benzetir , o iş yıllarca bitmez.
e ) hepbiri
15- bir baba , yaşları 5,8 ve 33 olan üç çocuğuna 120 milyon lira harçlık vererek yaşlarıyla orantılı olarak bölüşmelerini istemiştir. 33 yaşındaki büyük çocuğun (ismini soracak olursanız ragıp'tır) paranın büyük kısmını alacağı açıktır. bu yaşta hala babasından harçlık isteyen bu kişi , işi daha da azıtıp iki kardeşine toplam 2.500.000 tl bırakıp geri kalanını almıştır. bu problemdeki babaya matematikte ne denir?
a ) etkisiz eleman
b ) çaresiz eleman
c ) ragıpsal eleman
d ) ikinci evliliğini yapmış eleman
e ) herbiri
http://mutevelliheyeti.blogspot.com/2012/05/yumurta-kap-sorunsal.html yazımın güncellemesidir.
evde temizlenecek ve yıkanacak bir şey kalmamasından mütevellit; mecburen tezimin başına oturdum.
kapağını hazırladım.
iç kapağını hazırladım.
beyan kısmını hazırladım.
önsözünü yazdım.
içindekiler formatını hazırladım.
sayfa düzenlemelerini yaptım.
ama hala içerikle ilgili tek kelime yazmadım :)))
evde temizlenecek ve yıkanacak bir şey kalmamasından mütevellit; mecburen tezimin başına oturdum.
kapağını hazırladım.
iç kapağını hazırladım.
beyan kısmını hazırladım.
önsözünü yazdım.
içindekiler formatını hazırladım.
sayfa düzenlemelerini yaptım.
ama hala içerikle ilgili tek kelime yazmadım :)))
hazır şu tez işine soyunmuşken, buraya yazdığım yardım çığlığını bir de google'a yazayım dedim. amanın, parayla tez yazan siteler buldum. "akademik kadro, bilimsel hede, istatistiksel hödö" fln diye adamlar bayaa reklamlarını koymuşlar.. yahu; bu suç! yüksek lisans ya da doktora tezi dediğin şey, öle birine yazdırılır mı? bir de bunu yapanlar akademisyenler!! yani bu işin ustaları..
gerçi niye yapılmasın, anasını satayım? çalışıyorsun zaten bir yandan.. e hayatın normal gidişatı var bir de.. vakit kalmıyor pek başka şeylere.. tez yazmak dediğin öle ilhamla olan bişi de değil, roman yazmak gibi.. sayfalarca makale okumak, onları imbikten geçirmek (baaak!) fln gerekiyor.. bir de benim gibi tüm kaynakların yabancı olursa, bir de işin yoksa onları çevirmeye çalışmakla uğraş..
durum böyle olunca; ya akademik kariyerinden fedakarlık edeceksin, ya hayatının gidişatını boşvereceksin; ya da basacaksın parayı yazacak adamlar.. basacaksın parayı derken; az buz birşeyden de bahsetmiyorum haaa.. bi site ana sayfasına yazmış, "5000 TL nin altında bütçesi olanlar bizi boşuna meşgul etmesin" diye.. yuh! 5000 tl ye araba alırım ben be!
bir de akademisyenlerin açısından bakmak lazım olaya.. özellikle araştırma görevlileri için, hayat çok zor.. araştırma görevlisi ne demek zaten? görevi araştırmak olan kişi :)) neyi araştırıyor peki bu kişi? hocasının (Dr., Doç. Dr., ya da Prof. olabilir) yayınlarını tabii ki! sınavlarına girmek, sınav sorularını hazırlamak, sınav kağıtlarını okumak, derslerine girmek dışında; bir de adamların yapacağı yayınların literatür taramalarını da bu zavallı araştırma görevlileri yapıyor. e hal böle olunca, adamlar artık uzmanlaşmış zaten. bu bilgi birikimi ve el çabukluğunu neden paraya çevirmesinler.. zaten kazandıkları 3 kuruş para.. üstelik mesleki garantileri de yok.. doktora bitince kapının önündesin! Yrd. Doç kadrosu bulabilirsen ne ala! hangi şehir, hangi üniversite olduğu farketmez, topla valizini, yallah! ya bulamazsan!!!!
iki kişi bir tez yazsalar bir ayda; kişi başı 2500 eder ki, maaşlarından fazlası.. neden olmasın yani?
"bu suçtur!" diye başladığım yazımı, "helal olsun tosunlarıma" diye bitirdiğime inanamıyorum ya; hadi neyse :)))
gerçi niye yapılmasın, anasını satayım? çalışıyorsun zaten bir yandan.. e hayatın normal gidişatı var bir de.. vakit kalmıyor pek başka şeylere.. tez yazmak dediğin öle ilhamla olan bişi de değil, roman yazmak gibi.. sayfalarca makale okumak, onları imbikten geçirmek (baaak!) fln gerekiyor.. bir de benim gibi tüm kaynakların yabancı olursa, bir de işin yoksa onları çevirmeye çalışmakla uğraş..
durum böyle olunca; ya akademik kariyerinden fedakarlık edeceksin, ya hayatının gidişatını boşvereceksin; ya da basacaksın parayı yazacak adamlar.. basacaksın parayı derken; az buz birşeyden de bahsetmiyorum haaa.. bi site ana sayfasına yazmış, "5000 TL nin altında bütçesi olanlar bizi boşuna meşgul etmesin" diye.. yuh! 5000 tl ye araba alırım ben be!
bir de akademisyenlerin açısından bakmak lazım olaya.. özellikle araştırma görevlileri için, hayat çok zor.. araştırma görevlisi ne demek zaten? görevi araştırmak olan kişi :)) neyi araştırıyor peki bu kişi? hocasının (Dr., Doç. Dr., ya da Prof. olabilir) yayınlarını tabii ki! sınavlarına girmek, sınav sorularını hazırlamak, sınav kağıtlarını okumak, derslerine girmek dışında; bir de adamların yapacağı yayınların literatür taramalarını da bu zavallı araştırma görevlileri yapıyor. e hal böle olunca, adamlar artık uzmanlaşmış zaten. bu bilgi birikimi ve el çabukluğunu neden paraya çevirmesinler.. zaten kazandıkları 3 kuruş para.. üstelik mesleki garantileri de yok.. doktora bitince kapının önündesin! Yrd. Doç kadrosu bulabilirsen ne ala! hangi şehir, hangi üniversite olduğu farketmez, topla valizini, yallah! ya bulamazsan!!!!
iki kişi bir tez yazsalar bir ayda; kişi başı 2500 eder ki, maaşlarından fazlası.. neden olmasın yani?
"bu suçtur!" diye başladığım yazımı, "helal olsun tosunlarıma" diye bitirdiğime inanamıyorum ya; hadi neyse :)))
tez danışmanımdan "tezlerinizi temmuz sonuna bitirmek istiyorum" içerikli bir mail aldım. henüz tek bir kelime dahi yazmamış olmam sonucunda bu mail, bünyemde bir titremeye sebep oldu. tabii silkinmemin ve kendime gelmemin zamanı gelmişti artık.... ben de; elimde ne var ne yok topladım eve getirdim okuldan.. artık başlamalıyım dedim kendi kendime..
hala da diyorum :((
o günden bu güne evi baştan sona temizledim. 8 makine fln çamaşır yıkadım. tüm dolapları indirip herşeyi yıkadım nerdeyse.. uzun zamandır bekleyen işleri yapasım tuttu :)) hatta ölümüne nefret etmesem, ütü bile yapacağım; o derece...
noolur bana bir ilham, bana bi güç.. bana bi iman power!!!!
aksi takdirde 2 ayda yüksek lisans tezi nasıl yazılır? üstelik bir de yayın yapma mecburiyeti var artık.. ulusal ya da uluslararası bir yayın yapmazsam, tezim kabul edilmiyor!!!
2 ay yahu!
bu arada okulda da bir dünya iş, bir dünya angarya..
offfff....
hala da diyorum :((
o günden bu güne evi baştan sona temizledim. 8 makine fln çamaşır yıkadım. tüm dolapları indirip herşeyi yıkadım nerdeyse.. uzun zamandır bekleyen işleri yapasım tuttu :)) hatta ölümüne nefret etmesem, ütü bile yapacağım; o derece...
noolur bana bir ilham, bana bi güç.. bana bi iman power!!!!
aksi takdirde 2 ayda yüksek lisans tezi nasıl yazılır? üstelik bir de yayın yapma mecburiyeti var artık.. ulusal ya da uluslararası bir yayın yapmazsam, tezim kabul edilmiyor!!!
2 ay yahu!
bu arada okulda da bir dünya iş, bir dünya angarya..
offfff....
hayat; insana aynı anda hem iyiyi, hem kötüyü verebiliyor.. bir gözün ağlarken, diğerinin içi gülebiliyor..
velhasıl; acayip bir şey şu hayat..
bakalım daha neler göreceğiz?
velhasıl; acayip bir şey şu hayat..
bakalım daha neler göreceğiz?
bu saat oldu (02.03), hala uykum yok! nefret ediyorum böle olmasından!
oysa ben sabahları; erken olmasa bile, makul bir saatte uyanmak istiyorum.. ama tabii bunun için; erken olmasa da, makul bir saatte yatmak gerekiyor zannımca :))
belki de bilgisayar başında oturmaktan gelmiyordur uykum.. belki de yatağa yatsam, bebek gibi uyurum bi anda.. ama uyuyamazsam, fena.. çünkü yatakta dönüp durmak kadar tiksindiğim çok az şey var şu hayatta..
kendime bisiklet almaya karar verdim bu arada.. yazın; sabahları erken olmasa bile makul bir saatte uyanabilirsem, deniz kenarında zevk-ü sefa etmek için :))
oysa ben sabahları; erken olmasa bile, makul bir saatte uyanmak istiyorum.. ama tabii bunun için; erken olmasa da, makul bir saatte yatmak gerekiyor zannımca :))
belki de bilgisayar başında oturmaktan gelmiyordur uykum.. belki de yatağa yatsam, bebek gibi uyurum bi anda.. ama uyuyamazsam, fena.. çünkü yatakta dönüp durmak kadar tiksindiğim çok az şey var şu hayatta..
kendime bisiklet almaya karar verdim bu arada.. yazın; sabahları erken olmasa bile makul bir saatte uyanabilirsem, deniz kenarında zevk-ü sefa etmek için :))
eskiden "yapacak bi sürü işim var ama canım sadece dizi izlemek istiyor delicesine" derdim.
şimdi ise "yapacak bi sürü işim var ama canım hiç bir şey yapmak istemiyor umarsızca" diyebilirim ancak..
dizi izlemek de, aptal facebook oyunları oynamak da istemiyor canım.. iyice loosera bağladım zannımca..
çok yalnızım be atom!
şimdi ise "yapacak bi sürü işim var ama canım hiç bir şey yapmak istemiyor umarsızca" diyebilirim ancak..
dizi izlemek de, aptal facebook oyunları oynamak da istemiyor canım.. iyice loosera bağladım zannımca..
çok yalnızım be atom!
kimsenin yazası yok ha.. farkediyorum ki, bloglara yazılan yazılar iyiice azaldı.. eskiden her gün yazanlar, şimdi ancak ayda bir felan.. ben de farklı sayılmam, eleştirmiyorum bu sebeple.. olmayınca olmuyor, bilirim :p insanın içinden gelmiyor, yaşadıklarını yazmaya değer bulmuyor vesaire.. ama yazmasam da, her sabah gazete okur gibi blog okurdum, onu yapamıyorum artık.. günlük rutinimi bozdunuz :)
bir de herşey aynı oluyor ya bir süre sonra.. "bugün kalktım, kahvaltı yaptım, işe gittim, çok çalıştım, eve geldim, yemek yedim, yattım, uyudum" eee, peki ertesi gün? (copy, paste) dolayısıyla, yazma hevesi felan yok bünyede.. yine de okumak iyi oluyordu :)
aaa bak farklı bişi oldu dün, elektrikler kesildi :)) ama çok fena kesildi, tüm batı antalya'nın kesikmiş.. acayip fırtına vardı, ben bile bu cüsseme rağmen uçucam diye korktum.. o fırtına işte, elektrik şeysine zarar vermiş. dün akşam medeniyetten uzak bi gece geçirdik bu vesile ile.. akşam 20.30 sularında uyudum misal.. sabahın 7'sinde de uyandım haliyle... sonra da gün geçmek bilmiyo.. ama bi sürü dizim birikmiş onları izledim, güzeldi..
neleri izledim bak anlatayım (yazacak konu bulamayan bloggerın umutsuz çırpınışları)
* being human
* bones
* fringe
* grey's anatomy
* person of interest
evet evet, hepsinin yeni bölümlerini bu sabah izledim..çok güzeldi valla.. gerçi kendime yeni diziler edinmem lazım. çünkü böyle dizilerin yeni bölümlerini beklemekle hayat mı geçer? "dollhouse" izledim hunharca.. o da iki sezoncukmuş, bitiverdi hemen.. güzel diziydi ama.. "numbers" izledim bayaa bi, o da 5 sezondu.. aslında daha sezonu var ama çevrilmemiş. o kadar matematik terimli dizi de, orjinal izlenmez.. şahsen benim ingilizce seviyem yetmez yane :))
neyse işte, bak yine bi dünya şey yazdım.. aslında yazmaya üşenmese insan, bi dünya şey bulur yine de..
benim şimdi biraz ödev fln okumam lazım efendim.. bence siz de şu bahsettiğim dizilerden izlemedikleriniz varsa, başlayın bi tanesine.. ;)
hadi bakalım..
bir de herşey aynı oluyor ya bir süre sonra.. "bugün kalktım, kahvaltı yaptım, işe gittim, çok çalıştım, eve geldim, yemek yedim, yattım, uyudum" eee, peki ertesi gün? (copy, paste) dolayısıyla, yazma hevesi felan yok bünyede.. yine de okumak iyi oluyordu :)
aaa bak farklı bişi oldu dün, elektrikler kesildi :)) ama çok fena kesildi, tüm batı antalya'nın kesikmiş.. acayip fırtına vardı, ben bile bu cüsseme rağmen uçucam diye korktum.. o fırtına işte, elektrik şeysine zarar vermiş. dün akşam medeniyetten uzak bi gece geçirdik bu vesile ile.. akşam 20.30 sularında uyudum misal.. sabahın 7'sinde de uyandım haliyle... sonra da gün geçmek bilmiyo.. ama bi sürü dizim birikmiş onları izledim, güzeldi..
neleri izledim bak anlatayım (yazacak konu bulamayan bloggerın umutsuz çırpınışları)
* being human
* bones
* fringe
* grey's anatomy
* person of interest
evet evet, hepsinin yeni bölümlerini bu sabah izledim..çok güzeldi valla.. gerçi kendime yeni diziler edinmem lazım. çünkü böyle dizilerin yeni bölümlerini beklemekle hayat mı geçer? "dollhouse" izledim hunharca.. o da iki sezoncukmuş, bitiverdi hemen.. güzel diziydi ama.. "numbers" izledim bayaa bi, o da 5 sezondu.. aslında daha sezonu var ama çevrilmemiş. o kadar matematik terimli dizi de, orjinal izlenmez.. şahsen benim ingilizce seviyem yetmez yane :))
neyse işte, bak yine bi dünya şey yazdım.. aslında yazmaya üşenmese insan, bi dünya şey bulur yine de..
benim şimdi biraz ödev fln okumam lazım efendim.. bence siz de şu bahsettiğim dizilerden izlemedikleriniz varsa, başlayın bi tanesine.. ;)
hadi bakalım..
şu hayatta en çok annelerimiz karşısında çaresiziz...
ne acılarına yüreğimiz dayanır, ne hatalarını söylemeye dilimiz yanaşır..
tek bir gözyaşına dünyayı yakabileceğimiz tek insandır belki..
onu ağlatan birine beslediğimiz öfke ve nefret bizi şaşırtır..
insan annesine hata yaptığını nasıl söyler ki?
söylemezsen şayet, devam edilen hatanın doğuracağı sonuçlar?
söylersen; kırılan kalbi?
bir de ağlarsa karşında?
onun gözünden tek damla yaş akıtana ettiğin beddualar dönüp dolaşıp seni bulmaz mı?
durduğun yerde erir gidersin böyle işte..
kendini yer durursun...
sussan, vicdan azabı..
konuştun da, ölümden beter..
bir gıdım akla ihtiyacım var şu anda..
ne yapmalıyım, üstelik bin kilometre mesafeden, elimden ne gelir?
annem hasta..
akciğer kanseri, hem de son evre..
kemoterapiye iyi yanıt veriyor, iyileşme şansı yok ama uzun ve kaliteli bir hayat şansı var..
sigara içmeye devam ediyor!
içmiyorum diyerek, herkese yalanlar söyleyerek..
gizli saklı gidip sigara alarak, pencerelerden sarkarak sigara içiyor..
leş gibi sigara kokarak içeri girdiğindeyse, içmedim diyor..
tükeniyoruz! parça parça eziliyor içimiz..
tüm o kemoterapi seansları.. sonrasında yataktan kalkamadığı acı dolu günler..
ağzına tek lokma koyamadığı, mide bulantısından uyuyamadığı geceler..
hepsi boşa gidiyor..
çünkü sigara, kemoterapinin etkisini yok ediyor..
anlatıyoruz, uzun uzun anlatıyoruz..
karşımızda çocuk gibi ağlıyor..
sadece susuyor..
biz de sadece susuyoruz..
biz sustukça, o sigara içmeye devam ediyor..
biz konuşunca çocuk gibi ağlıyor..
bu ne menem bi kısır döngüdür!
bir çıkar yolu, bir çaresi yok mudur?
annemizi kaybetmek demek, içimizden bir parçanın ölmesi demek..
bu düşünceye bizi yaklaştıran her eylem, içimizi kavuruyor!
insan çok sevdiği birinin iyiliği için, ona acı çektirmeyi göze alır mı?
almalı mı?
insan annesini ağlatmayı göze almalı mı?
ne acılarına yüreğimiz dayanır, ne hatalarını söylemeye dilimiz yanaşır..
tek bir gözyaşına dünyayı yakabileceğimiz tek insandır belki..
onu ağlatan birine beslediğimiz öfke ve nefret bizi şaşırtır..
insan annesine hata yaptığını nasıl söyler ki?
söylemezsen şayet, devam edilen hatanın doğuracağı sonuçlar?
söylersen; kırılan kalbi?
bir de ağlarsa karşında?
onun gözünden tek damla yaş akıtana ettiğin beddualar dönüp dolaşıp seni bulmaz mı?
durduğun yerde erir gidersin böyle işte..
kendini yer durursun...
sussan, vicdan azabı..
konuştun da, ölümden beter..
bir gıdım akla ihtiyacım var şu anda..
ne yapmalıyım, üstelik bin kilometre mesafeden, elimden ne gelir?
annem hasta..
akciğer kanseri, hem de son evre..
kemoterapiye iyi yanıt veriyor, iyileşme şansı yok ama uzun ve kaliteli bir hayat şansı var..
sigara içmeye devam ediyor!
içmiyorum diyerek, herkese yalanlar söyleyerek..
gizli saklı gidip sigara alarak, pencerelerden sarkarak sigara içiyor..
leş gibi sigara kokarak içeri girdiğindeyse, içmedim diyor..
tükeniyoruz! parça parça eziliyor içimiz..
tüm o kemoterapi seansları.. sonrasında yataktan kalkamadığı acı dolu günler..
ağzına tek lokma koyamadığı, mide bulantısından uyuyamadığı geceler..
hepsi boşa gidiyor..
çünkü sigara, kemoterapinin etkisini yok ediyor..
anlatıyoruz, uzun uzun anlatıyoruz..
karşımızda çocuk gibi ağlıyor..
sadece susuyor..
biz de sadece susuyoruz..
biz sustukça, o sigara içmeye devam ediyor..
biz konuşunca çocuk gibi ağlıyor..
bu ne menem bi kısır döngüdür!
bir çıkar yolu, bir çaresi yok mudur?
annemizi kaybetmek demek, içimizden bir parçanın ölmesi demek..
bu düşünceye bizi yaklaştıran her eylem, içimizi kavuruyor!
insan çok sevdiği birinin iyiliği için, ona acı çektirmeyi göze alır mı?
almalı mı?
insan annesini ağlatmayı göze almalı mı?
olurum bazen ben böyle, sebepli sebepsiz..
her günkü gibiyken herşeyler..
her gün yaptıklarımı yapar dururken..
havam kararır, yağmur tıpırdar içimin damlarına..
içimin derinliklerine alkol sızdırmam gerekir..
böle zamanlarda; konuşmadan içebileceğim, anlatmadan durabileceğim, ıslak ıslak oturabileceğim yerler lazım gelir..
kendimi kapında bulurum...
paspasın bile yeter aslında, yüzsüzlük eder kapını çalarım..
masraflı da değilimdir, nevalemi yanımda taşırım..
hazırlıklıyımdır vesselam..
insan önce kendini bilmeli..
ben bir kanepenin ucunda, en az yeri kaplamaya gayret ederken, karşımda otur isterim..
içkime meze, hayatıma fon müziği ol diye..
konuşma lütfen.. lütfet sessizliğini diye yüzüne bakarım..
beni zaten tanırsın sen..
gözümden bazen yaş süzülür, silme diye beklerim..
gözümden akan yaşlar göğsümü ıslatmazsa rahatlayamam; bilirsin..
ne bir peçete uzat, ne de ağladığımı farket isterim..
sen bi otur önce, gerisini ben hallederim..
içince rezalet de çıkarmam, huyumdur..
sakince sızar kalırım, azıcık yer kapladığım kanepenin ucunda..
kaldırma, gözünü seveyim..
rahatlık değil derdim..
kaldırsan da muhtemelen kusarım, kendine iş çıkarma..
uyanınca giderim ben, bilirsin beni..
bırak içeyim, otur izleyeyim, sus dinleyeyim..
nasılsa geçer, tecrübeyle sabit..
evini değiştirme yeter..
orda kal...
bir sonraki gelişime kadar burda olduğunu bileyim.. zaten normalken çıkmam karşına..
arada beni idare ediver böyle; olmaz mı?
her günkü gibiyken herşeyler..
her gün yaptıklarımı yapar dururken..
havam kararır, yağmur tıpırdar içimin damlarına..
içimin derinliklerine alkol sızdırmam gerekir..
böle zamanlarda; konuşmadan içebileceğim, anlatmadan durabileceğim, ıslak ıslak oturabileceğim yerler lazım gelir..
kendimi kapında bulurum...
paspasın bile yeter aslında, yüzsüzlük eder kapını çalarım..
masraflı da değilimdir, nevalemi yanımda taşırım..
hazırlıklıyımdır vesselam..
insan önce kendini bilmeli..
ben bir kanepenin ucunda, en az yeri kaplamaya gayret ederken, karşımda otur isterim..
içkime meze, hayatıma fon müziği ol diye..
konuşma lütfen.. lütfet sessizliğini diye yüzüne bakarım..
beni zaten tanırsın sen..
gözümden bazen yaş süzülür, silme diye beklerim..
gözümden akan yaşlar göğsümü ıslatmazsa rahatlayamam; bilirsin..
ne bir peçete uzat, ne de ağladığımı farket isterim..
sen bi otur önce, gerisini ben hallederim..
içince rezalet de çıkarmam, huyumdur..
sakince sızar kalırım, azıcık yer kapladığım kanepenin ucunda..
kaldırma, gözünü seveyim..
rahatlık değil derdim..
kaldırsan da muhtemelen kusarım, kendine iş çıkarma..
uyanınca giderim ben, bilirsin beni..
bırak içeyim, otur izleyeyim, sus dinleyeyim..
nasılsa geçer, tecrübeyle sabit..
evini değiştirme yeter..
orda kal...
bir sonraki gelişime kadar burda olduğunu bileyim.. zaten normalken çıkmam karşına..
arada beni idare ediver böyle; olmaz mı?
bu ne kadar garip bir hismiş!
kuzenimin ve "kardeşim" dediğim arkadaşımın bebekleri oldu daha önce.. ama bu duygu daha garip, daha tuhaf, çok yabancı...
çok çok heyecanlı...
onlarda da sevindim, içim içime sığmadı ama..
bu sefer gerçek değil gibi..
bu sefer çok çok farklı!!!
ilk üç ay, düşük tehlikesi varmış bu işin doğasında.. o yüzden şimdiden hayal kurmayın diyor kardeşim.. ama insan düşünmeden edemiyor.. hayal kurmadan duramıyor!!
allahım!
sağlıklı sıhhatli olsun..
ne olur, herşey yolunda gitsin..
kasım ayında inşallah, yeğenimi kucağıma alabileyim!!
neden facebook aracılığı ile aforizmalar yumurtlarlar ki?
öylesine sinir oluyorum!
sanki arkadaş listendeki insanlar senin ne yüce bir insan olduğunu anlayacak! ne kadar derin düşünen, ne kadar da da içli, hisli.. entel!!
bunlar bir de kısımlara ayrılıyorlar..
kendi mabadlarından aforizma uyduranlar; bir de film replikleri olur, şarkı sözleri olur, bu tip kaynakları emirlerine amade kullananlar..
" Bir sırrın sorumluluğunu,arkadaşıma vermeden önce,iyi düşünürüm!!!
Belki sandığın kadar ukala,belki de tahmin edemiyeceğin kadar mütevazıyım...
Biraz saklıyım,bazen yasaklıyım,kimseyi örnek almam,kimseye örnek olmam,arkama bakma.
"ASLA"demem.
KEşKELERİ SEVMEM...!!
Ben buyum MAZİMİ SİLEMEM GÖMERİM...!
YAŞANMIŞLIKLARI İNKAR ETMEM GÜLERİM..! "
bu örnekte olduğu gibi..
madem böyle laflar edeceksin, bari türkçen düzgün olsun!
bu ne ya...
belki de ben hatayı, öğrencilerimi facebook hesabıma kaydederek yaptım..
20'li yaşlarının başında, aklı yarım, fikri yamuk çoluk çocuğun aforizmaları ile kirleniyor hafızam! sinirim bozuluyor, içim sıkılıyor... ülkemin geleceğine olan inancımı yitiriyorum yahu! bu kadın da çocuk yetiştirecek, memlekete faydalı!!!
öylesine sinir oluyorum!
sanki arkadaş listendeki insanlar senin ne yüce bir insan olduğunu anlayacak! ne kadar derin düşünen, ne kadar da da içli, hisli.. entel!!
bunlar bir de kısımlara ayrılıyorlar..
kendi mabadlarından aforizma uyduranlar; bir de film replikleri olur, şarkı sözleri olur, bu tip kaynakları emirlerine amade kullananlar..
" Bir sırrın sorumluluğunu,arkadaşıma vermeden önce,iyi düşünürüm!!!
Belki sandığın kadar ukala,belki de tahmin edemiyeceğin kadar mütevazıyım...
Biraz saklıyım,bazen yasaklıyım,kimseyi örnek almam,kimseye örnek olmam,arkama bakma.
"ASLA"demem.
KEşKELERİ SEVMEM...!!
Ben buyum MAZİMİ SİLEMEM GÖMERİM...!
YAŞANMIŞLIKLARI İNKAR ETMEM GÜLERİM..! "
bu örnekte olduğu gibi..
madem böyle laflar edeceksin, bari türkçen düzgün olsun!
bu ne ya...
belki de ben hatayı, öğrencilerimi facebook hesabıma kaydederek yaptım..
20'li yaşlarının başında, aklı yarım, fikri yamuk çoluk çocuğun aforizmaları ile kirleniyor hafızam! sinirim bozuluyor, içim sıkılıyor... ülkemin geleceğine olan inancımı yitiriyorum yahu! bu kadın da çocuk yetiştirecek, memlekete faydalı!!!
ölmeden önce görmek istediğim bi kaç yer var..
bunlardan biri de grand canyon..
bunlardan biri de grand canyon..
çünkü insan bazen, şu evrende ne kadar küçük olduğunu hatırlamalı.. böyle bir görüntü karşısında, sadece eziklik hissedebiliriz sanırım!!
MuaZZaM!!!!!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)







